Gözler
Mayıs 11th, 2008 at 15:52 (Köşe Yazılarım)
Duyu organları içinde en çok üzerine düştüğümüz gözlerimize birlikte göz atacağız. Önce birkaç deyim ve anlatmaya çalıştıklarından yola çıkalım;
“Seni gözüm gibi sakınıyorum!”
Çok değer verdiğimizi ve tehlikelerden korumaya çalıştığımızı en kısa ancak bu kadar güzel anlatabiliriz.
Gözümsün demek canımsın demeye eşdeğer olsa gerek.
Gözümüzün hiç tutmaması ise güven sağlamakta zorlanacağımızı gösterir.
Gözüne girmek; Saygı ve beğeninizi kazanıp takdir edilmeyi anlatır.
Gözümüz değerlidir. Ve bir o kadar hassas. Bugüne dek yaşadığımız onca güzelliklerin yaşanmasındaki büyük vasıta kaynağı gözler; gerek yaşamda mutluluğu artırmak gerekse tehlikelerden korunmak adına oldukça önemli görev üstlenir. Ancak gözün görevleri sadece bunla sınırlı değildir. Göz bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullandığımız iletişim öğelerimizin başında gelir. İletişim en kısa tarifiyle paylaşmaktır. Duyguları, bilgileri, fikirleri diğeriyle paylaşmak. İletişim öğesi ise paylaşmaya yarayan her türlü unsur. Bazen onlarca kelime bazen bir bakış bazen de bir susuş hepsi bir şey anlatır.
Hiç susarak çok şeyi anlattığınız olmadı mı?
Nasıl başardınız bunu?
Susarak nasıl konuşulur?
Gözler gizemli organlardır. Gözlerin gücü bizim onu bildiğimizden fazladır.
Atalarımız bunu bizden önce fark etmiş olmalı ki; gözler bu denli çok yer almış atasözlerinde,deyimlerde,türkülerde…
Gözümün içine bak ve bana doğruyu söyle diye sitemde bulunduğunuzu hatırlar mısınız? Gözlerinin içine bakarken yalan söylemek zordur. Gözler bizi ele vermesin diye gözleri kaçırmak ise başlı başına bir ele verme göstergesidir. Değişik duygu durum karşısında suratımız değişik ifadelere girer. Göz bebeklerimizde bu duygu durumdan etkilenir. Üzgün duygu durumda ve aydınlık ortamda göz bebeği küçülür. Mutlu ve sevinçli durumlar ile karanlık ortamlarda göz bebeği büyür. Heyecanlanan birisinin gözbebekleri normal büyüklüklerinin dört katına çıkabilir Gözlerden çok şey çıkarır; gözlerden çok şey anlarız. Saklamaya çalıştıklarımız; anlatmaya çalıştıklarımız. Doğru ve yalanlarımız; kelimelerden daha çok şey anlatan gözlerden okunur.
İletişimin yaklaşık yüzde 70 i sözsüz iletişim ve beden dili ile yapılır. Sözsüz iletişimin etkili mesaj vericilerindendir gözler…
Seni gördüğüme çok sevindim diyen uzun süredir görmediğimiz arkadaşının sevincinin derecesini de anlarız gözlerinden. Sizi görmeyi istemeyenleri de… Gülünce gözlerinin içi gülenler. Sinsi gülenlere göre daha yakın gelir.
Gözbebeklerinin büyümesi iletişime geçen kişide güzel duygular uyandırır. Karanlık ortamlar gözbebeklerini büyüten etkenlerden biridir. Karanlıkta ışığı daha fazla alıp daha iyi görmeye çalışan gözbebekleri bu hedef için normalden daha büyük konuma gelir. Karanlık ortamın daha romantik algılanmasında gözbebeğinin rolü vardır. Çekingen birini en iyi gözlerin sürekli kaçırılmasından anlarız. Aslında her birimiz farkında olmadan gözbebeklerimizdeki bu mesajı gün içinde alır ve buna bağlı yorumlamalarda bulunuruz. İnsan sarrafı olanlar gözlerin mesajını iyi okuyanlar olsa gerek.
Gözler bazen güç verir bazen de bütün gücü hızla tüketir. Baktıkça doyulamayan bir manzara oluverir; ateşi yüreği yakan bir ıstıraba da dönüşebilir. Sözlerin güzel olduğu ortamlarınızın bol; gözlerin kötü sözlere tepki gösterdiği duyumlarınızın az olması umudu ile…
Evliğe hazırlanmak uzun zaman alsa bile evlenmek bir an meselesidir. Nikah masasında sorulan soruya evet demeniz bir anda sizi evli yapar. Genelde alışıldığı üzere bayana verilen evlik cüzdanı bu ilişkinin resmi bir belgesidir. Evlik gerek yasal, gerek sosyal , gerekse bireysel sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukları kesin çizgilerle birbirinden ayırmak zor olmakla birlikte sorumluluk sadakat ve sevgi ve saygı kavramları oldukça önemlidir.
Market rafları arasında dolaşırken aynı tür ürün çeşitlerden bir kaçındaki ısrarımızın belirleyicileri… Saniyelerini bile ezberlediğimiz görüntüleri içinde barındıran tüketim teşvikçileri… Kötüsünün olmadığı; iyisinin de şüpheyle bakıldığı; beğendirme ve sürüm yapabilme çabasını içeren her türlü faaliyet.
Mrb. mrb
Nbr iii u
Nrd. Fatsa
Asl pls. 28m
bye
Ağlamak alabildiğine… Gözlerini henüz açmadan gözyaşı dökerek başlar hayattaki ilk tepkimiz. Sonra uzun bir süre daha bu tepki üzerine kurulur hayatımız. Bazen karnımız acıktığı, bazen bir yerlerimiz ağrıdığı için bazen de uykumuz geldiği için ağlamışızdır. Zamanla gülme eklenmiştir ağlamamıza… Kaşlarımızı oynatmaya başlamamız suratımızı ekşitmemiz… derken jest ve mimikler gelişir. Hiç konuşmadan da gözlerimizi konuşturmaya başlarız. Duyduğumuz ya da algıladığımız hemen her olaya bedenimiz bir tepki verir sonra bu tepkiler biz oluverir. Güler yüzlü asık suratlı ya da meymenetsiz olarak tanınmışızdır bir kere…
Bazen çok bunalırsın, her şey üstüne üstüne gelir, en sevdiğinin sözleri bile dokunur sana…Kimsenin seni anlamadığını düşünür ve etraftakilere içten içe sitem edersin. Sen anlatmaya ve göstermeye çalıştıkça insanlar görmemeye çalışır adeta… en çok ta en yakınındakilere kızarsın… sonra kızmaların büyür ve kendine kadar uzar. İçindekileri haykırmayı denersin kalp kırma korkun mani olur haykırışlarına… Haykırışların içinde sessizce yürürken beynindeki yankısı duyulur dışarıdan… Oysa her gün ne haber diye soruşlar rutinleşmiştir. Her kez nasılsın diye sorsa da; her kez ilgilenmez nasıl olduğunla … Kırmızı ışıkta duruşlar bile can sıkmaya başlar artık. Hep yeşil yanmasını istersin… Ne yemek eskisi kadar lezzetli ne de tatlılar tatlıdır. Hayata dair aldığın tad acı olmuştur adeta…Daha önce normal karşıladığın bir sürü şey; o andan itibaren normal değildir. Ya uykun kaçar ya da uykudan ayrılasın gelmez… Her an kötü bir haber alacağın beklentisi, kötü bir haber almana gerek kalmadan seni kötü etmeye yetiyordur. Bir tatile gidip bütün sorunlardan kurtulacağın düşüncesinin peşine takılırsın. Bir süre oyalar bu düşünce seni… Tatil dönüşü fidan bıraktığın sorunlar koca bir çınar olmuştur. Kesilse yılların kışını çıkaracak odun…Bir daha hiçbir şey düzelmeyecek gibi gelir…
Kızdıran ya da üzen sözler karşısında iletişime geçtiğimiz kişinin anlayışlı biri olmadığını, bize karşı yeterince duyarlılık göstermediğini düşünür, yere ve duruma göre; bazen dil ucuyla durumu ifade etmeye çalışır, bazen susar kalır, bazen de alabildiğince haykırırız his ve düşüncelerimizi…Peki kızdıran ya da üzen sözleri sarf eden kişi kendimizse? O zaman ne yaparız? Kızdırdığımızı ya da üzdüğümüzü fark edebilir miyiz? Bunu fark eden kişiler için çok iyi, duyarlı, düşünceli bir insan diye övgüyle bahsedilir..Çünkü bu fark ediş kişiyi diğerlerinden ayırır..Aslında bu fark ediş kişisel bir tercih değil toplumsal bir gerekliliktir. Konuşurken karşımızdaki kişinin hassas olduğu bir konuya girdiğimizi ve bu konunun onu duygusal açıdan etkilediğini anlayabilmek her düzeyde ilişki için gereklidir.
Sıcak bir yaz günü kıraç topraklarda uzun bir yaya yolculuğundasınız. Etrafta kimseler yok. Güneş tam tepenizde öyle kavurucu ki; ağır ağır yürüyorsunuz Ahmet Haşimin merdivenleri misali…Susuzluğa bağlı hararetiniz iyiden iyiye yükseliyor. Sıcaktan nesneler titrek ve bulanık görünüyor gözünüze… Biliyorsunuz ki; gideceğiniz yer, yürüdüğünüz mevkiden çok daha sıcak orada biraz kalıp geri döneceksiniz. Böyle bir yolculukta sırtınızdaki çantanıza kışlıkları alıp yolculuğa devam etmek nasıl olurdu?