Yolculuk

Gecenin karanlığında nasılda işliyor kulağınıza saatin ritmik sesi…Yorgun bedenden daha az dinlenmiş zihin kendini hazırlaya dursun gidişe…Hatırı sayılır günleri geri bırakmanın acısı mıdır bu hüzün? Ayak sesleri silmelidir artık kulakları çınlatan susmaları…Merdivenler bir bir inilir…Kaldırımlar yürülürde; varılır mı bilinmez. varılır mı? bilinmezlere…
Yarına giderken; dün olmaya giden bugüden sıyrılıp dünü bugün yapacak bir yolculuğa çıkıyoruz bu yazımızda… Zihnimizi epey zorlayacağız birlikte..Hatırlayabildiğimiz ilk anılara gidip unuttuklarımızı geri çağırmaya çalışacağız.
Hayatın bir yolculuk olduğunu çoğu yazımda vurgulamışımdır. Yarınları eksiltip dünleri çoğaltan bir yolculuk.
Hadi gidebildiğimiz kadar geriye gidelim geri dönüş biletlerimizin açık olduğu bir yolculukla … Bir kaç dakikalığına kapatın gözlerinizi, Rahat nefes alıp verin. Gevşemeye çalışın ve en gerisine gidin hatırladıklarınızın.Yırtılan takvim yapraklarını geri koyarak. Hatta varsa küçüklük resimlerinize bakarak yapın bunu. En küçük göründüğünüz resmi alın elinize..
Resmi nerde çekinmişsiniz?
Mekan nasıl?
Eşyalar, kıyafetiniz …
Her şey çok değişmiş değil mi? Sanki bir film gibi…
Benim filmimin hatırımdaki ilk karesini sizlerle paylaşmak isterim. Ama bir şartla ! yazıyı okuduktan sonra sizde yorumlar köşesinde bize paylaşmaya açacaksınız hatırınızdaki ilk sizi…
İlçenin merkezine giderken yolun sağ tarafındaki bir oyuncakçı dükkânına götürdü babam beni. İstediğini alabilirsin seç? Dedi. Onlarca oyuncak vardı . Bir müddet kararsız kaldıktan sonra plastikten yapılmış mavi renkli romörkü olan bir traktörü seçtim. Tekerlekleri ince metale geçirilmiş basit bir oyuncak hatırladığım ilk oyuncağım. Yatağımın başında takılı serum şişesine uzanan kolumdaki intrakete rağmen oynamaya çalıştığım oyuncağım. Yıl 1982 ya da 1983 olabilir. İçimdeki lüks tır kullanma merakının kaynağını hatırlayabildiğim bu ilk oyuncağıma bağlamaktayım. Ağır bir hastalık geçirmiştim. Hastaneye yatış öncesiydi babamla birlikte oyuncakçı dükkânına gidişim.
Çocukluk yılları hep özlemle anılır. Ah bir çocuk olsam dilekleri sık sık duyulur konuşmalarımızda… Çocukken de iyi ki çocuğum düşüncesinde miydik acaba? Yoksa o zaman da; ah bir büyüsem! mi diyorduk. Dokuz yaşındaydım; ağabeyim de oniki. Oniki yaşına gelsem diyordum. Her şey o zaman çok farklı olur. Daha 3 yaş vardı onikiye. Oniki ye gelindiğinde ise Aslında farklı olan hiçbir şey yoktu. Umutları bir sonraki yıla taşımak ise bilindik manzaranın aynı fotografıydı.
Yetişkinlerin çocukuk yıllarını özlemle anmasının elbet bir çok nedeni vardır. Ama bir neden vardır ki bunu açmak isterim sizlere; özlemini duyduğumuz coşku… Çocuklar duyguları uçlarda yaşar. Korku, sevinç, mutluluk. Küçücük olaylar büyük duygular oluşturur çocukta… Yetişkin olarak basite aldığımız bir olay çocuk için tarifi yapılamayacak kadar korku oluşturabilir. Çocuklarımızın korkularına kendimizin değil onların gözünden bakamaya çalışalım ve geçiştirmeden teskin edelim onları.
Küçükken sizi en çok ne korkuturdu? Örümcek, yılan, karanlık…Sevdiklerinizin yanınızda olmaması hali, canavar, Öcü …Sayamadığınız onlarca şey…

Büyüdükçe daha az uçlarda hissedilir duygular. Tecrübe duyguları törpüler zamanla.
Aman bunda ne var korkulacak diye geçiştirdiğiniz olaya, çocuk sizin gördüğünüz yılları görmeden, gerisinden bakıyor zamanın. Tecrübe henüz törpüsünü vurmamıştır duygulara…

RSS feed for comments on this post · TrackBack URL

Post a Comment

Surup.ORG Toplist Servisi - SiteEkle site-ekle site ekle siteni ekle sitene ekle link ekle ücretsiz site ekle bedava site ekle toplist arama motoru add url hit kazan